19 Nisan 2008 Cumartesi

GÜL BABA

GÜL BABA
Sultan II. Bâyezid devriydi. Padişah, muhafız bölüğüyle, Boğaz sahilinde bir gezintiye çıkmıştı. Boğaz’ın mavi sularına bakarak ilerlerken, bir aralık burnuna çok güzel kokular gelmeye başladı.
Yanındakilere, “Bu güzel kokular nereden geliyor?” diye sordu.
Paşalardan biri, şu cevabı verdi: “Devletlû Padişahım, İstanbul’un fethi sırasında yaralanan bir yiğit gazi vardı. Ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar... Bugün kendisine Gül Baba denilmektedir. Ağaçları, çiçekleri çok sever. Bütün bu gördüğünüz yamaçları güllerle, türlü türlü çiçeklerle donattı. Bu hoş kokular, işte o zatın bahçesinden geliyor...”
Bu haber, Padişahın hoşuna gitti: “Merhum babamın bu gazi askerini ziyaret etmek isterim. Ayrıca, yaşına rağmen yaptığı bu faydalı uğraştan dolayı, kendisine ödül vermek iyi olur,” dedi.
Padişah ve yanındakiler, Gül Baba’nın kaldığı kulübeye doğru yürüdüler. Zaten kulübe de birkaç yüz metre ilerde idi. Gül Baba onları ayakta karşıladı. Padişahla aralarında şu konuşma geçti:
– Savaşta bastığı yeri sarsan, barışta oturduğu yeri gül bahçesine çeviren yiğit asker sen misin?
– Siz öyle diyorsanız, öyledir Sultanım. Sizin iltifatınıza ermek benim için büyük bir şereftir.
Bu konuşmadan sonra, Padişah atından inip kulübeye girdi. Gül Baba’nın utana sıkıla gösterdiği eskice bir minderin üzerine bağdaş kurup oturdu. Bir müddet dinlendi. Gül Baba’nın sunduğu şerbeti içtikten sonra, ona şöyle dedi: “Dilersen seni saraya alayım, artık çalışmayı bırak, yaşlılık dönemini dinlenerek geçir...”
Padişahın bu önerisine, Gül Baba şu cevabı verdi:
– Sağ olun Sultanım, ben burada oturmak; yine güllerle, çiçeklerle, ağaçlarla uğraşmak isterim. Bu uğraş benim için zahmet değil, büyük bir zevktir. Ama ille de bana bir iyilik yapmak istiyorsanız, şu kulübenin bulunduğu yere, hayrı bana ait olmak üzere bir okul yaptırın. Ülkenin çocukları okusun; vatanına, milletine faydalı insanlar olarak yetişsin. Benim de amel defterime devamlı nurlar yağsın, sevaplar yazılsın.
Padişah, Gül Baba’nın bu sözlerinden çok duygulandı. Onun bu yaştaki çalışma azmi ve gayreti, hiçbir maddi çıkar gözetmeyen içten hali çok hoşuna gitmişti: “Gönlün rahat olsun, Gül Baba, dedi. Dileğin en kısa zamanda yerine getirilecektir.”
Padişah sözünü tuttu. Gül Baba’nın kulübesinin bulunduğu yere büyük bir bina yapıldı. O günden itibaren bu bina, sırayla okul, hastane ve saray olarak kullanıldı. Nihayet 1868’de tekrar okul haline getirildi. Cumhuriyet döneminde de adı Galatasaray Lisesi olarak değiştirildi. Gül Baba’nın kabri de okulun yanı başındadır.